19 Ağustos 2011 Cuma

dünyanın sarsan elli gerçeği

BBC Programcısı Jessica Williams, dünyanın röntgenini çekmiş. Tespitlerini ise "Dünyada Değişmesi Gereken 50 Gerçek" adını verdiği bir kitapta toplamış.


1- Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın sadece 39 yıl
yaşıyor.
2- Dünyadaki obez nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.
3- ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken hamilelik
oranına sahip.
4- Çin'de 44 milyon kadın kayıp.
5- Brezilya'daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla.
6- 2002'de idamların yüzde 81'i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşti.
7- İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha fazla
bilgiye sahip.
8- AB'deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon,
Afrika'nın yüzde 75'inin günlük geçiminden daha fazla.
9- 70'in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak,
9'unda ise cezası ölüm.
10- Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 dolarında altında gelirle
yaşıyor.
11- Rusya'da yılda 12 binin üzerinde kadın aile içi şiddet sonucunda
hayatını kaybediyor.
12- 1 yılda 13.2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı.
13- Kara mayınları nedeniyle saatte bir insan ölüyor ve sakat kalıyor.
14- Hindistan'da 44 milyon çocuk işçi var.
15- Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi yiyor.
16- Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçu Tiger Woods, yılda 78 milyon
dolar, yani saniyede 148 dolar kazanıyor.
17- Amerikalı 7 milyon kadın, 1 milyon erkek yeme bozukluğu çekiyor.
18- 15 yaşındaki İngilizlerin yarısı uyuşturucu kullanmış, dörtte biri
sigara içiyor.
19- Washington'daki lobi endüstrisinde 67 bin kişi, her seçilmiş kongre
üyesi için 125 kişi çalışıyor.
20- Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor.
21- 1977'den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin şiddet ve
taciz vakası yaşandı.
22- Mc Donalds'ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan tacını
tanıyanlardan fazla.
23- Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor.
24- Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar.
25- Amerikalıların üçte biri, uzaylıların geldiğine inanıyor.
26- 150'den fazla ülkede işkence var.
27- Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç
kalıyor.
28- Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33.
29- Dünyanın üçte biri savaş halinde.
30- Petrol rezervleri 2040'da tükenebilir.
31- Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.
32- Dünya nüfusunun yüzde 70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.
33- Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek için
yaşanıyor.
34- Afrika'da 30 milyon kişi AIDS.
35- Her yıl 10 dil ölüyor.
36- İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla.
37- ABD'de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor.
38- Dünyada en az 300 bin düşünce suçlusu var.
39- Her yıl 2 milyon genç kız ve kadın sünnet ediliyor.
40- Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor.
41- İngiltere'de 2001 seçimlerinde 26 milyon kişi, Pop Idol'un ilk
sezonunda 32 milyon kişi oy kullandı.
42- ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor.
43- ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha fazla
askeri harcama yapıyor.
44- Dünyada 27 milyon köle var.
45- Amerikalılar çöpe saatte 2.5 milyon plastik şişe atıyor, yani her üç
haftada bir Ay'a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor.
46- Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya yakalanıyor.
47- Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor.
48- Yeni Zelanda'dan İngiltere'ye uçakla getirilen bir tane kivi,
atmosfere kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor.
49- ABD'nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var.
50- Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali, zengin
aile çocuklarına göre 3 kat daha fazla.,
Alıntıdır:www.bbc.com

16 Ağustos 2011 Salı

Bloh yazıları hakkında sıkıcı bir dogru, sadece.

Gerçekten tüm blogcuların kopyala-yapıştır tarzı paylaşımlarından çok sıkıldım. Aslına bakarsanız herkes bunu yapıyor. Daha sonra kendilerine ise blog yazarı yakıştırmasını uygun görüyorlar.

Tamam peki, bende kopyala-yapıştır yapıyorum. Ancak, kendi yorumumu her zaman belirtiyorum.Bir de şunlar var;


Kopyala yapıştır yapıp kendilerinin üzerine alıyorlar, sanki o yazmış gibi. Bunlar en tehlikelileri aslına bakarsanız. Her an bir paylaşımını üstlenmesinden korkuyorsun. Madem bir alıntı paylaşım yapacaksın, altına alıntıdır diye belirtmek bu kadar mı zor? Tabii sizin de derdinizi anlıyorum. Eğer alıntıdır yazarsanız, yaptığınız alıntıdaki siteye gitmelerinden korkuyorsunuz. Ancaaa..k, şöylede bir şey var ki; Eğer alıntıdır yazmazsanız ve çalıntı olduğunu tüm üyeleriniz öğrenirse..


Aslında bir çalışma başlatmam gerekiyor. Mağlum, piyasada benden alınan ve ç(a)lıntı olarak paylaşılan bir çok yazı var. Bunları tek tek bulup, altına gerçek adresini yazmayı düşünüyorum. Pekala da yaparım bunu. Ancak, eğer o çalıntıyı yapan arkadaşın yüzü kızarmıyorsa eğer yaparken. Ben ne yaparsam yapayım, benden çalmasa da bir başkasının emeklerinden çalmaya devam edecek zaten. Bu yüzden çok da bir yararı dokunmayacak doğrusu.


Neyse biraz uzun bir konuşma olduğunun farkındayım. Ama gerçekten çok kızgınım. Burada kapatalım bu konuşmayı en iyisi. Umarım çalıntıcılıktan geçinmeye çalışan arkadaşlar blog ortamında barınamazlar.


İyi günler.

31 Temmuz 2011 Pazar

sadece, sus.

Sus…

Bak gene nahoş bi’ düşle sızdın çatlamış yaralarıma.
Yanaklarımın ıslanışını süzdün berduş sokaklarımda.

Defol git deyişlerim,
Kör etsen de, düşleyişlerim,
Deliliği aşılasan da, ümitsizlikle heder oluşlarım,
Benliğimin izbe kulübelerini karartışlarım,
Küfürlerim birikse de susuşlarım,
Ve her çoğul susuşta adının en sessiz harflerinde yok oluşlarım…

Sus… Kapalı tut sesli harflerini.
Sus ve yan…

Bak gene keşmekeş bi’ umut karartışı sundun kaf dağının ufkundan
Hüznümün resmedilişini izledin en son kanaldan

Heybemdeki sevgi kırıntılarını umursamayışların,
Giderken içimi de alıp sırra gem vuruşların,
Her belirtisiz mutluluk tamlamasında yok oluşların,
Hoşçakal repliğine kalmadan kaçışların,
Giderken adımlarını umarsızca sıklaştırmaların,
Ve her adım atışında beni en çocuksu yanımdan kusuşların…

Sus…Kapalı tut ihanetleri.
Sus ve kan…

Bak gene kekeme repliklerle bıraktığın sarhoş kahramanı oynuyorum.
Tekeş tükeş bıraktığın gülüşlerimi sahipsiz bataklıklarda arıyorum.

Dudaklarımla nikotini buluşturmalarım,
Her derin nefeste yokluğumla boğuluşlarım,
Uzaklarda kalmış ruhuma haykırışlarım,
Her karartı gecede uykusuz ayinlerle hıçkırışlarım,
Zamanı tenzih edip şizoitce her yarama seni basışlarım,
Ve yazdığım her gece masalının en düşmüş zamanlarında seni horlayışlarım…

Sus kapalı tut sitemlerini.
Sus ve düş…

Bak gene sırılsıklam ıslanıyoruz hiç yağmayacak bahar yağmurlarıyla.
Saçlarımızda çözmüşüz bizi, kuramayacağımız bulutsuz hayallerin sancılarıyla.

Hep sevilmedikleri sevişlerimiz,
Karşımızdakinin hikâyesinde tökezlediğimiz seçimlerimiz,
O hikâyeden sessiz sedasız bir şeylerden vazgeçişlerimiz,
Sessiz bir şehirde sessiz bir dille seslerimizi terk edişlerimiz,
Birbirimizin lanetiymiş gibi uzaklara uzaklık ekleyişlerimiz,
Ve her nefret yolcuğunda kendimizi kendi ruhlarımızla yok edişlerimiz…

Sus… Kapalı tut seslerini.
Sus ve yaz…

1 Temmuz 2011 Cuma

tadını çıkaramıyorum sadece..

Sonuçsuz problemim kalanım yok,
Zamanım çok fakat gücüm yok
Yitirilen her dakika sığınağım
Tadını çıkarıyorum sadece bitmeden. . .

Gecenin karanlığı çöktükçe,
Düşüncelerim büyüleniyor,
Karanlık onlara nefes aldırıyor,
Kapılar kilitli.Çıkış yok...

Çıldırsan da fark etmez,
Küllere bürünsen de sönmez ateş
Karanlık damlarken bu küllere
Nefes alır düşünceler alev alır yeniden. . .

Yüz ifaden değişir.
Gamzelerindeki boşluğu acı doldurur.
Gülemezsin...
Ne kadar istesen de bitemezsin. . .


Un ufak eder seni zaman.
Hatıralar tüketicisidir ömrünün.
Aradığın kokuyu bulamazsın hiçbir yerde.
Bir nefes gibi muhtaç olduğun halde. . .

Korkular örter üstünü üşürsün.
Bir sıcak yüz ararsın bakacak,
Kör bile olsan istersin sadece hissetmek
Muhtaç olursun bir parça Fısıltıya.


Asıl sorun bunları anlayamaman.
Bu dili bilememen
Cahilliğin,umutsuzluğun..
Ve elbet bir gün yıkılışın. . .

23 Haziran 2011 Perşembe

mö900'de bir bayram havası..

Milâttan 900 yıl önce, insanlar bir tapınağa aşağıdaki yazıyı asarak okurlar ve bayramlarını kutlarlardı:
“Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş! Sessizliğin içinde huzûr bulunduğunu unutma! Başka türlü davranmak açıkça lüzumlu olmadıkça herkesle dost olmaya çalış! Sana bir kötülük yapıldığında, unut ve bağışla! Ama kimseye teslim olma! İçten ol! Telaşsız, kısa ve açık seçik konuş! Başkalarına da kulak ver! Aptal ve câhil oldukları zaman bile dinle onları! Çünkü, dünyada herkesin bir hikâyesi vardır.
Yalnız planlarının değil, ne kadar küçük olursa olsun başarılarının da tadını çıkar! İşinle ilgilen! Seveceğin bir iş seçersen, hayatında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini çok seveceksin!
Olduğun gibi görün!
Ve göründüğün gibi ol!
Sevmediğin zaman, sever gibi yapma!
Çevrene nasihatlerde bulun ama, hükmetme!
İnsanların kusurlarını bulmaya çalışırsan, onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüz yıllardır öğrendikleri bir kumsaldaki kum tanecikleri değildir.
Kaybetmeyi, ahlâksız bir kazanca tercih et! Birincisinin acısı bir an, ötekinin vicdan azâbı bir ömür boyu sürer. Bâzı idealler o kadar değerlidir ki o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür. Yılların geçmesine öfkelenme!
Rüzgârın yönünü değiştiremiyorsan yelkenlerini rüzgâra göre ayarla! Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da, hatırla ki yaratıkları yargılamak imkânsızdır. Doğduğun zamanları hatırlar mısın? Sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, sen öldüğünde herkes ağlasın!
Sabırlı, sevimli ve vefâkâr ol! Önünde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki bütün pisliğine ve kötülüğüne rağmen, dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekânıdır... (Xsenos M. Ö 9 y.y.)

22/05/2004'ten günlük sayfalarımdan bir kaçı ..

‘Bugun gece 05.00’da sahura kalktım.Sahurda yemegimi yedim.Sonra ezan okundu.Niyetimi ettim ve tekrar uyudum.Sabah kalktım ve kahvaltımı yaptım.Sonra Pendik’e gittikOradan bayramlık giyecekler alacaktık.Sonra bir magazaya girdik.Oradan pantolon, gömlek, süeter aldık.Sonra Pendik’ deki camiye gitttik.Ordan namaz kıldım ve kitapçılara baktık.Sonra eve geldik, çok acıkmıştım saat 18.30’du ve ezanın sesini duyduk.İftarımızı açtık, ödevlerime başlamıştım ve dokuz ödevimi bugun bitirmiştim.Yarın camilere gitmeyi planlıyoruz.kardeşimi çalıştırdık annemle bizim uykumuz vardı melike daha çok çalışalım dedi uykumuz oldugu için hayır dedik melike ısrar etti.yarım saat daha çalıştık.eskisinden daha çok uykumuz gelmişti ama babamı bekliyorduk.O yüzden yatıp uyuyamadık.Melike’de günlügünü yazmaya başlamıştı yazdıgı kesinlikle şudur:

Bugun uyandım Pendik’e gittim.Pazara gittik eve geldim yattım uyudum.

Çünkü hep böyle yazıyor.Birgün Melike’nin günlügüne gizlice bakarken bir de baktım yazıyorduki ”17gün yazamadım” oraya bakarken nerdeyse gülmekten bayılacaktım.Melike günlük yazmayı bırakmıştı bugun yine günlük yazmaya başladı ilerde ki zamanlarda yine gizlice bakarım ve yine kesinlikle 10-15-20 gün yazamadım diye yazmıstır.O zamanda bakınca gülmekten bayılırım.Bence Melike günlük yazmayı bilmiyor ama diyor ki ben günlük yazmayi senden daha iyi biliyorum.Ben mutfaga su içmeye gittin ve dönüyordum Melike benim günlügümü karıştırıyordu ama okuyamamış.Annem çekyatta uyuyakalmış.Bence benim günlügümün resmi Melike’ninkinden daha güzel.Annem de benimkini begendi çünkü digimon’luydu.Melike inat ediyor.Annem ise hala çekyatta uyuyor.Sonradan annem nihayet uyandı.Sonra poster yapmama yardım etti meyvemizi yedik çantamı topladım.Sonra oturma odasını ve odamı topladım sonra televizyon da Kick-Box izledim afişim bece çok güzel olmuştu'

milyon dolarlık tablo..

milyon dolarlık tablo..
bu tablo ile dolusuyla para kazanan ressam şimdi de çizdigi yerin arsasını alma hedefinde..nereden nereye....

Gidiyorum buralardan, oldugum yerlere

Gidiyorum buralardan, oldugum yerlere
İşte gidiyorum... Karşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü! İşte gidiyorum, Toprak alsın benim de bu hazin öykümü... İşte gidiyorum... gurbet yorgunu gövdemi, Çukura kim indirecek? İşte gidiyorum, Bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek? Çürüdü gözlerim, Çürüdü yüreğim, bu yağmurlu şehirde. İşte gidiyorum, Beni kaldırın, hicranım kalsın teneşirde. Size, yüzyallardır sesini kaybetmiş Bir türküyü söyleyecektim; Ve bir yayla rüzgarı şefkatiyle Kirpiğinizin ucundan öpecektim... Bir masum türküydü sadece Yüz binlerce mağdurun gönlünde; Belki söyleriz hep birlikte Belki... mahşerin birinci gününde. Nasıl sevmiştim hepinizi, Nasıl böyle oldu akıbetim? Ve nasıl çöle döndü, O benim gül-gülistan memleketim? İşte gidiyorum, Hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız. Ben başımı verdim, sizinse İnsafsız bir linç oldu karşılığınız. İşte gidiyorum, Penceresiz bir dünyanın bilinmez labirentine... İşte gidiyorum, ''Saçlarındaki yıldızları artık koparabilirsin anne! '' Sonunda kaptırdım gönlümü Ölüm denen o kaypak türküye. Ve işte kurtuldun benden Şen olasın ey sevgilim; Türkiye! Elbet benim de vardı, Kendime ve yurduma dair umutlarım. Belki bıraktığım yerden sürdürür; Dostlarım, karım ve çocuklarım... Çatladı yüreğim, çatladı sazım. Demek ki böyleymiş yazım. Sizlere armağan olsun Sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım. Bu nasıl hapis Tanrım Sabah-sabah bu ne hikmet, bu ne sis? Kalbime son mermiyi sıkmak Sana mı düştü, ey güzel Paris? İşte gidiyorum, Kalmadı söyleyecek son bir sözüm. Dediğiniz gibi olsun be! Dediğiniz gibi olsun gözüm! İşte gidiyorum, Tükenmişti inancım, bu nankör hayata dair. Belki benim için birkaç mısra döktürür Hayaloğlu diye bir şair! ..

Popüler Yayınlar